GEVEN OTU

İnsan denen canlı doğadaki her şeye hükmedeceğini, gerektiğinde farklı canlı türlerini yok edebileceğini, genetiğini değiştirebileceğini hatta sadece kendisinin bu doğanın egemeni olduğunu düşünür. Ancak hep ifade ettiğim gibi doğaya kötü davranırsanız günü geldiğinde sizin verdiğiniz zararı misliyle size iade eder. Bu gün bir çok insanın hayali lüks ve çok katlı bir site içinde bulunan bir dairede oturup, gerektiğinde sporunu yapıp,havuzunda yüzüp,bir telefonla bütün ihtiyaç duyduğu alış verişini kapısına getirtsin ister. Oysa beton yığını çok katlı binalar yükselip; yeşil alanlar azaldıkça sadece beden sağlığımız değil,aynı zamanda ruh sağlığımızın da olumsuz etkilendiğinin belkide bir çoğumuz farkında dahi değiliz. Aşağıdaki hikayeyi okuyunca doğadaki bir bitkinin, bir canlının ne kadar önemli olduğunu anlayacaksınız. Doğa hayattır, doğadaki her canlı birbirinin tamamlayacısıdır. Belki bazı canlıların kıymetini ilk kaybettiğimizde anlayamayız. Ama er yada geç mutlaka yokluğunu ve yoksunluğunu hisedebiliriz. Yazımı yaşanmış ve beni derinden etkileyen bir hikaye ile bütünleştirmek istiyorum. “Hastamızın durumu nasıl diye sordu eşi. Doktor, omuzlarını kaldırdı, ‘Bugün tekrar kemoterapi yapacağız’ dedi Hemşireye döndü ‘hastayı hazırlayın’ dedi Kadın hastanın yanına oturdu, sağ elini avuçlarına aldı, dudaklarına götürdü öptü. Hasta zorlukla gözlerini araladı. Ümitsiz bir bakışla eşine baktı. Kadın gözyaşlarını saklamak için eşinin uzun uzun elini öptü. ‘İyi olacaksın merak etme gerekirse bütün varlığımızı harcarız’ dedi Sedye geldi hastayı aldılar. Kadın ümitsizce yatağa oturdu. Sekiz aydan beri bu hastalık hayatlarını zehir etmişti. Eşi Çetin Çelik bir maden şirketinin CEO’suydu. Kanadalı bir şirketle Kaz Dağları’nda altın aramak için çok çalışmıştı. Sonunda başarılı da olmuştu. Bütün engellemelere rağmen, Halkın tepkisine rağmen, kendisinin üstün gayretleri ve de siyasi ilişkileri sonucu aramayı yapmışlar. İki yıl önce de aramayı bitirmişlerdi. Başarılı bir çalışma olmuş epey bir para kazanmışlardı. Ama şu illet hastalık gelip yakalarına yapışmıştı. Kazançlarının sefasını sürememişlerdi. Sadece ortaklık yaptıkları firma onları Kanada’ya davet etmiş, bir ay tatil yapmışlardı. Kanada’nın yeşilliğine hayran olmuşlardı. Sekiz ay önce halsizlik hissetmeye başladı. Nefes alma zorlukları yaşıyordu. Parası vardı, en iyi hastanelere, en iyi doktorlara gitmesine rağmen şifa bulamamıştı. Avuç dolusu para harcamış ama nafile. Artık hastaneden bile çıkamaz olmuştu. Kanser dediler, kemoterapi yaptılar yok! yok! Bir türlü şifa bulamıyordu. İki gün sonra Çetin Çelik’i evine gönderdiler. Eşi doktorların Çetin’den ümidi kestiklerini hissetti. Çaresiz evine döndü. Komşuları geçmiş olsuna geliyorlardı. Herkes akıllar veriyordu. Birisi Küba’ya gitmelerini önerdi. Bir telefon numarası verdi. Bu numarayla görüşmesini önerdi. Telefon Küba’ya ait bir telefondu. Aradılar, telefondaki kişi tahlillerini istedi. Gönderdiler, 14 gün sonra cevap geldi. Telefondaki kişi sadece Kaz Dağları’nda yetişen 5 bitkinin tarif edeceği şekilde ambalajlanarak getirdikleri takdirde, kesin tedavi edeceklerini söylüyordu. Bitkilerin yöre isimleri ile Latince isimlerini yazdırdı. Birisi Latincesi (Sideritis Trojana Ehrend) olan Sarıkız çayı. İkincisi Latincesi (Allium Kantrionum) olan yabani sarımsak. Üçüncüsü Latincesi (Equi-Trojani) olan Kazdağı köknarının taze kozalağı. Dördüncüsü Latincesi (Astrapolus Membronaccus) olan Geven otu. İle Latincesi (Sxifroga Paniculata) olan Taşkıran otu. Bu bitkilerin mutlaka Kaz Dağları’ndan toplanmasını söylüyordu. Yanlışlık olmasın diye resimlerini de göndermişti. Hemen Kazdağlarına adamlar gönderdiler. Çetin Çelik Küba’dan gelen haberle çok ümitlenmiş, morali de düzelmişti. Sabırsızlıkla Kazdağlarına gönderdikleri adamlarını bekliyorlardı. Sekiz gün sonra adamlar geldi. Çetin Çelik “buldunuz mu?” diye sabırsızlıkla sordu. Üçünü bulduklarını ama ikisinin maden arama yapılan yerde yetiştiğini, maden arama esnasında bu bitkilerin tamamen yok edilmiş olduğunu söylediler. Artık Taşkıran otu ile Geven otunu bulmak imkansız dediler. Zaten bunlar çok yıllık. Yani uzun yıllarda yetişen bitkilermiş dediler. Çetin Çelik, adeta yıkıldı. Altın ararken halkın tepkisi gözlerinin önüne geldi. Pankartları görür gibi oldu. “Kaz Dağları Hayattır” diye yazıyordu. “Ölüm istemiyoruz” diyen pankartlar vardı. Vardı! Vardı! Ama hiç dinlememişlerdi. İşte kendisinin hayatı bitiyordu, Ölüm geliyorum diyordu Çıkardıkları tonlarca altının hayat karşısında birer tutam Gevenotu ile Taşkıran otu kadar değeri yoktu. Doğayla ve sevgiyle kalın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR TAŞIMA MESELESİ

CANLAR