HÜSEYİN

Dün Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün sonsuzluğa gidişinin 81. yılıydı. Atatürk'ün vatanımız için yaptıklarını yazmaya başlarsam binlerce sayfaya sığdıramayacağımın farkındayım. O nedenle farklı bir açıdan, maddi imkansızlıklara rağmen Türk Milletine sunduğu eşit insan olmanın ve eşit eğitim alabilmenin insanlarımız üzerinde yarattığı değişimi paylaşmak için gerçek bir insan hikayesiyle saygı ve rahmetle anmak istedim. Yıl 1936… Denizli’nin Acıpayam İlçesi’nde görevli bir grup öğretmen havanın güzelliğinden faydalanıp pikniğe gittiler. Şahane doğanın kucağında eğlenirlerken keçilerini otlatan küçük bir çobanla karşılaştılar. Yanlarına davet edip çay ikram ettiler, ismini sordular. Küçük çoban ürkek bir sesle yanıt verdi: "Hüseyin" Öğretmenlerden biri yanındaki gazeteyi uzatıp “Okuma yazma biliyor musun, bunu okuyabilir misin?” diye sordu. O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı o kadar azdı ki, okuma öğrenenlerin diplomaları bizzat valiler tarafından imzalanmaktaydı! Küçük Hüseyin okuma bilmediği için gazeteyi almayı kabul etmeyince, öğretmen bu kez yaşını ve neden okula gitmediğini sordu. Yanıt hazindi: "Yaşım 12, 3 yaşında annemi, geçen yıl da babamı kaybettim!" Talihsiz çocuğun aslında çok zeki olduğunu fark eden öğretmenler mutlaka okumasını tembihlediler. Hüseyin, öğretmenlerin verdiği desteğin yarattığı heyecanla Denizli’de parasız yatılı okuluna kaydoldu. Bir süre sonra katıldığı bir matematik yarışmasında Hüseyin’e bir kitap armağan edildi. O gece kitabı okuyup bitirdi ve ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine giderek şöyle dedi: "Bu kitapta eksiklik var." Öğretmen çok şaşırdı. Çünkü Hüseyin’in “Eksiklik var." dediği kitap Görecelik Teorisini anlatıyordu. Hüseyin bu teorinin önemli bir parçasının kitapta bulunmadığını fark etmişti! Fen Bilgisi öğretmeni konuyu İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki hocası fizik profesörü Nusret Kürkçüoğlu’na mektupla bildirdi ve şu yanıtı aldı: "Hüseyin liseyi bitirince yanıma gelsin!" Hüseyin aynen öyle yaptı. İTÜ Elektrik Mühendisliği’nde okumaya başladı. Ancak yaptığı çalışmaları, ürettiği projeleri hocaları dahi anlayamıyordu. O hocalardan biri “Bu çalışmaları ancak Amerika Boston’daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) görevli Prof. Dr. Morse bilir.” deyip, ona mektup gönderdi. Gelen yanıt müthişti: "Hüseyin’in bu yaptığını 5 yıl önce bir grup akademisyen buldu, ama bunu Hüseyin’in tek başına bulması olağanüstü bir şey. Biz masraflarını karşılayacağız. Amerika’ya gelsin!" Hüseyin 1952 yılında Yüksek Elektrik Mühendisi diplomasıyla İTÜ’den mezun oldu. Bir gazetenin yaptığı kampanya ile toplanan parayla ABD’ye giden bir gemiye bindirildi. Uzun bir yolculuktan sonra MIT’de Prof. Morse’un karşısına geçti. Morse, Hüseyin’in tez hocası olacaktı ancak genç adamın İngilizcesi yetersizdi, profesörün söylediklerini tam olarak anlayamıyordu. Onun da yolunu buldu, hocasına dönüp şöyle dedi: "Write on the blackboard/ Tahtaya yazın!" Hocasının tahtaya yazdığı tez konusunu defterine geçirdi ve üniversiteden ayrıldı. MIT’de tez konuları genellikle 5 ile 9 yıl gibi bir sürede bitirilebiliyordu, ancak Hüseyin 3 ay sonra Morse’un karşısındaydı! Profesör, büyük bir şaşkınlıkla incelediği tezin mükemmel olduğuna karar verdi. Ancak MIT’de hemen diploma verilemiyordu. Hüseyin başka dersler de aldı ve 2 yıl sonra doktorasını alarak bu kez Princeton Üniversitesi’ne başvurdu ve orada dahi fizikçi Albert Einstein’ın öğrencisi oldu! Birkaç yıl sonra Boston’a dönüp, icatları destekleyen bir firmada çalışmaya başladı. İlk büyük buluşunu 1960’ların başında yaptı: "Sesle kumanda edilen bilgisayar!" Bugün dünyada çok yaygın olarak kullanılan “Siri”, “Google”, “Now”, “Cortana” gibi sesli komut sisteminin mucidi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 27 Ocak 2013’te yaşamını yitirdi… Kahramanlarını, yüz ağartan önderlerini, bilim, kültür, sanat insanlarını soy, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmadan baş tacı eden Atatürk'ün bize armağan ettiği Cumhuriyettir. Sorgusuz sualsiz biat eden değil, neden, nasıl diye soran, o ne diyorsa doğrudur diyen değil, bilim ve felsefe ne diyordur diye merak edenler olduğu sürece Cumhuriyetimiz ve Atatatürk sonsuza kadar yaşayacaktır. Sevgiyle kalın...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR TAŞIMA MESELESİ

CANLAR

GEVEN OTU