EDİP
Sanırım otuz beş yıl kadar önceydi. Üç arkadaş İstanbul'a gitmiştik.Kadıköy'de bulunan güzel ve istediğimiz kitapların satıldığı ünlü bir kitapevine yürüyerek giderken çok yorulmuştuk. Dinlenip bir şeyler içeceğimiz yer aramaya başladık. Biraz ileride çıkmaz sokak gibi görünen yolun sonunda bulunan bir çay ocağı gözümüze ilişti. Çay ocağının önünde sadece iki küçük mavi renkli ahşap masa ve etraflarında da yine ahşap beyaz renkli bir kaç sandelye yer alıyordu. Orada bulunan iki kişi, dumanı üzerinde tüten çaylarını ince belli çay bardaklarında ve kırmızı beyaz çizgili çay tabaklarının üzerinde arada bir yudumlayarak sohbet ediyorlardı. Biz de böyle salaş bir yeri görünce, birer bardak çay içip daha sonra yolumuza devam etmeye karar verdik. Çay ocağının önünde duran ikinci masa boş olduğu için hemen üç arkadaş orada bulunan sandalyelere iliştik. Masalardan birinin etrafında oturan o iki kişi hareretli bir sohbetle sanki çevreyle irtibatlarını kesmişcesine konuşmalarına odaklanmışlardı. Biz de diğer masanın etrafına oturup üç çay sipariş ettikten sonra, yan masada oturan ve sanki başındaki kasketiyle kendisini kamufle etmeye çalışırken elindeki çay bardağından yudumlayan kişi oldukça tanıdık geldi ve biraz daha dikkatlice bakınca, "Edip Akbayram" olduğunu fark ettiğimde, mini bir çığlık attım. Adını yüksek sesle telaffuz ettiğim "Edip Akbayram", hafif bir tebessümle başıyla selam verince, dayanamayıp yanına gittim. Diğer arkadaşlarım da beni takip etti. Kendimizi büyük bir heyecanla, O'nunla tokalaşırken bulduk. O güne kadar sadece gazetelerde resmini gördüğümüz ve zaman zaman da televizyondan hayranlıkla ve büyük bir duygu yoğunluğu ile dinlediğimiz sanatçıyla tanışma şansı elde etmiştik. O kadar içten, samimi ve mütevazi bir insan olduğunu anlamamak mümkün değildi. Hatta bize de çay ısmarlayacağını söyleyince, hiç nazlanmadan, masamızın etrafındaki sandalyeleri ışık hızıyla alarak bu güzel insanın yanında çayımızı yudumlarken laflamaya başladık. Aynı zamanda hemşehrim olduğunu da orada öğrenmiş oldum. Sohbetten sonra yanından kalkarken, "büyük insan" olmanın en büyük göstergesinin tevazu ve insanları küçümsemeden samimiyetini yansıtmak olduğunu da böylece öğrenmiş olduk. Bazı sesler vardır,sadece kulağımıza değil aynı zamanda ruhumuzada işler.Bazı insanlar sadece şarkılarıyla değil duruşlarıyla da ruhlarıylada hep var olurlar. Türkülerini sadece notalarıyla değil yüreğiyle de söyleyen "Edip Akbayram"la tanışmıştım. Tanışma ve sohbet etme şerefine ulaşmış olduğum bu güzel insan, halkımızın acılarını da, sevinçlerini de büyük bir içtenlikle paylaşan, hayatımıza dokunan özel insanlardan birisiydi. Az önce bu büyük ozanın sonsuzluğa gittiğini öğrenince, duygu yoğunluğu içinde bu satırlar döküldü zihnimden.Bu gün O büyük çınarın gölgesi eksildi bu dünyadan ama biliyoruz ki sesi susmayacak. Umarım bu dünyadaki acılarından kurtulmuştur. Çünkü çoklu organ yetmezliğinin ne büyük acılar yarattığını gayet iyi tahmin edebilen nadir insanlardanım.
Edip Akbayram gibi çok kıymetli sanatçılar hayatımıza ışık oldu. Bugün, o çınarın gölgesi dünyamızdan eksildi. Onuruyla yaşadı, bu dünyaya da onuruyla veda etti. Halkın sesi ve duyguları oldu. Biz onun şarkılarıyla ve benzersiz sesiyle dik durmayı, direnmeyi, aşkı, hasreti ve eşkiya dünyaya hükümdar olunmayacağını öğrendik.Şarkıların sonsuz, ışığın bol olsun büyük ozan...
Yorumlar
Yorum Gönder