EĞİTİMDE BU GÜN
20 yıl önce, çalıştığım okulumda birgün öğlen arası meslektaşlarımla öğretmenler odasında sohbet ediyoruz. Bir süre sonra öğretmenler odasının kapısı açıldı ve okul müdürümüz kapıyı tutarak önden başka bir adamın girmesi için büyük bir reverans gösterdi. Hiçbirimizin tanımadığı bu adam sert bir uslüpla "Tarih öğretmeni kim?" diye sordu. "Benim." dedim. "Sen benim kızımın ortalamasını nasıl üç verirsin?" diye sordu. "Bakın beyefendi, kızınızın ortalaması iki bile değildi, ancak ben kızınıza kız öğrencilere uyguladığım pozitif ayırımcılık gereği üç verdim. Çünkü kızınız sadece ikinci yazılı sınavdan iki aldı ve sene başından beri derse kitap getirmemesi bir yana, verilen ödevleri de hazırlamıyor. Kılık kıyafeti bir öğrenciye yakışmayacak şekilde. Üstelik aşırı makyaj yapıyor. Ayrıca dersin huzurunu bozmak için de elinden gelen bütün çabayı gösteriyor. Sınıf arkadaşlarıyla konuştuğunuzda size aynı şeyleri söyleyeceklerine eminim." dedim. Adam: "Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben XXX partisinin YYY ilçesinin yönetim kurulu üyesiyim. Kızımın notunu yükseltmezsen başına geleceklerden sen sorumlusun!" dedi. Öğretmenler odasında bulunan kişilerden sadece bir arkadaşım veliye dönerek: "Öğretmen arkadaşım öğrencilere asla haksızlık yapmaz ve verdiği notun da kızınızın hakettiğinden fazlası olduğuna adım kadar eminim." dedi. Odada bulunan müdür, müdür yardımcısı ve diğer meslektaşlarımsa hiçbir şey söylemeden önlerine bakmakla yetindiler. Okul müdürümüz o veliyi güya sakinleştirmek için koluna girip: "Buyrun QQQ Bey, odamda kahve ikram edeyim." diyerek ve benim yüzüme küçümseyici bir ifadeyle bakarak çıktı. Okul idarecileri, koltuklarını kaybetmemek uğruna "Hatırlı ve siyasi parti mensubu velilerin" öğretmenler üzerinde kurmak istedikleri baskıya destek verip göz yummaları bugün geldiğimiz süreçte etkili oldu. O gün, öğretmenler odasında bulunan ve yapılan haksızlığa kendilerini ilgilendirmediğini düşündükleri için ses çıkartmayan meslektaşlarımın da bugün gelinen noktada sorumlulukları inkar edilemez. Toplum olarak "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın." diye düşündüğümüz sürece ve okullarda veli hegamonyasına son vermediğimizde, bir de eğitimin içine siyasetçiler dahil olduğunda işte bu gün geldiğimiz noktada yaşananlardan da şikayet etme hakkımız da olamaz, olmamalı. Maalesef herkes eleştirmeyi seviyor. Ancak mesele sorumluluk almaya, birlik olmaya ve haklıyı desteklemeye gelince, ortalıkta hiç kimse olmuyor. 20 yıl önce okul müdürümün kışkırtması ve desteği ile bana yapılan haksızlığa ses çıkartmayanların şu anda öğrencilerden ya da velilerden şikayet etmeye hakları yok. Okul müdürü koltuğunu korumak için siyasilere yalakalık yaparken alkışlayanlar, bugün yaşananlarda payının olduğunu unutmamalıdır. Bu akşam okudum, Kadıköy Anadolu Lisesi ve Edirne Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi yöneticileri olması gereken ve uygulanmayan kararların yeniden uygulanması için 20 Nisan 2026 pazartesi gününden itibaren geçerli, öğrencilerin kılık-kıyafeti de dahil bir takım kurallar kararlar almışlar. Öncelikle bu okul yöneticilerini kutluyorum. İstenirese ve biraz cesaretli olunursa, öğrencilerin derse adaptasyonunu sağlamak, okul başarısını arttırmak, huzur ve sukuneti sağlamak adına bir takım tedbir ve uygulamaların alınabilmesinin ve uygulanabilmesinin mümkün olabildiğini görmek güzel. Maalesef ülkemizde eğitim sistemi sürekli değiştirilerek içi boşaltılmaya çalışıldı. Özellikle son bir kaç gündür okullarda yaşanan öğrenci kaynaklı şiddet olayları, öğrencilere gösterilen aşırı toleransın hiç de sağlıklı bir uygulama olmadığını gösterdi. Çocuklar, öncelikle ebeveynleri ve öğretmenleri tarafından bir birey olarak ve haklarına saygı duyularak sevilmelidir. Ancak bir çocuğu sevmek, her istediğini yapmak değildir. Sevmek, o çocuğun kişisel, bilişsel ve sosyal gelişimine yönelik katkı sunmak, yalnız bırakmamaktır. Yoksa "Her istediğini yap, arkadaşlarını öldür!" demek değildir. Ayrıca çocuk, gerekiyorsa hatalarının ya da yaptıklarının bedelini de uygun bir şekilde ödemekle yükümlüdür. Eğer bir çocuk ya da genç, büyüklerinin sevgisini kullanarak olumsuz hak ve çıkarlar elde ediyorsa, o sevgi değil sadece sömürüdür. Sanırım bir çok veli, kendi çocuğunu yüzyılın dahisi falan sanıyor. Özellikle çocuklar küçük yaşta telefon ve bilgisayar kullanımında başarılı oldular mı, veliler çocuklarının çok akıllı ve aynı zamanda her türlü olumlu ya da olumsuz davranışa hakkı olduğunu düşünüyor. Öğrenci velisi, "Bak, hemen telefonu kullanmayı öğrendi." diyor. Kullanacak elbette. Zaten teknoloji çağında dünyaya gelmiş, kullanamaması anormal değil mi? Cep telefonu kullanması çocuğunuzu dahi yada diğer çocuklardan üstün yapmaz. Ayrıca iyi bir birey, başarılı bir insan ve vatandaş olabilmesi için de farklı meziyetlere sahip olması lazım. Çocuklarınız başarılı birer doktor, mühendis, öğretmen olabilir. Ama Hitler döneminde insanların yakıldığı krametaryumlar başarılı mühendisler tarafından yapıldı. Dolayısıyla her mühendisin iyi birer insan olduğu anlamına gelmiyor. Ayrıca Krematoryumlarda insanlar yakılmazdan önce canlı canlı bazı vahşi deneylere tabi tutuldu ve bunu yapanlar da Hitler'e inanan doktorlardı. Dolayısıyla iyi insan yetiştirmekle, iyi meslek sahibi olmak çok farklı. Son söz; ebeveynler, öğretmenler ve okul idarecileri olarak önceliğimiz ahlaklı, vicdanlı, başkalarının hakkına göz dikmeyen, emeğin ve çalışmanın kutsallığına inanan bireyler yetiştirmek olmalıdır. Gerisi sadece laf kalabalığı ve gerçekleri örtbas etmektir.
Yorumlar
Yorum Gönder