ALTI SÖĞÜT AĞACI
Hayat aynı zamanda yaşama sanatıdır. Her ne kadar yaşarken çoğunlukla farkına varamasak da aslında yaşanmışlıklarımızla, ürettiklerimizle, dahası hayattaki duruşumuzla yeni bir hikaye ve kendi portremizi de yaratmış oluruz. Genellikle tarih kitaplarında siyasi sistemin dayattığı savaşları ve başarıları öğreniriz. Oysa bazen bir kasabanın bazen de bir köyün kendi özelinde yarattığı, ulusal tarihe katkı sunduğu figürlerinin ve kahramanlarının da olduğunu belki bazı insanlar göz ardı edebilir. İşte bu sözel yerel tarihi olayların minik bir bölümünü öğrencim resim-gravür sanatçısı Gülşah Sözbir Edirne Bienalinde kendine has görsel çizim ve persfektifiyle öne çıkardı. Eserlerini incelerken çizdiği gravürlerinden birinin hikayesini de bizimle paylaştı. "Yaklaşık yedi yüzelli yıl önce Edirne'nin Meriç İlçesinin Küçük Doğanca Köyünde Ergene Nehrinin kıyısına gelen altı akıncı beyi, konakladıkları yeri unutmamak için toprağa altı tane söğüt kazığı çakarlar. Bir gece konakladıktan sonra savaşmak için atlarına binerek oradan ayrılırlar. Aynı kişiler aylar sonra savaştan dönerken çaktıkları kazıkların mucizevi bir şekilde yemyeşil birer söğüt ağacına dönüştüğünü görürler. O nedenle buraya "Altı Ağaç" adı verilir." Bu köyün tarihi dokusunda Alevi-Bektaşi geleneğinin izlerini taşıyan ve halk tarafından saygı gören "Maya Baba" ve "Hıdırellez Baba" türbeleri de bulunmaktadır. Yöre halkı bu manevi şahsiyetler onuruna her yıl hayırlar yapar ve şenlik düzenler. Üstelik öyle ilginç bir anlayış ortaya çıkar ki; eğer çiftçilerden herhangi biri o gün eğlenmeyip çalışırsa, hasat zamanının bereketsiz geçeceğine inanılır.
Ne yazık ki çiftçiler yakın zamanda bu köydeki ormanlık alanda kendilerine yeni tarla alanları oluşturmak için, bu altı tane tarihi söğüt ağacı da dahil olmak üzere, ağaçların büyük bir bölümünü keserek yok etmişler. Tarihi geçmişin güzel sanatların çizim ve görsel içerikleriyle, üstelik büyük bir emek ve çalışmayla anlatımı bende müthiş bir heyecan uyandırdı. Bazen bir esere bakarken hikayesini de sanatçısından dinlerseniz o çizimleri farklı bir bakış açısıyla görüp kendinizi olayın içinde bulursunuz.
Şu sıralar Sebahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sını, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Şık'ını, Stefan Zweıg'ın Satranç'ını Jules Verne'nin 80 Günde Devri Alemi'ni, Virginia Woolf'un Deniz Feneri'ni, Alexandre Dumas'ın Monte Cıristo Kontu'nu yani bir edebi eseri tuvale fırça darbeleriyle aktarılmış olarak görmek ve kendinizi hikayenin içinde hissetmek isterseniz; Ayrıca kullandığınız veya çok beğendiğiz parfüm markalarının içeriğini de sanatsal bir anlayışla hissetmek ve izlemek için Trakya Üniversitesi Karaağaç Güzel Sanatlar Fakültesi yerleşkesi sizleri bekliyor.Sanat muhteşem bir dünya. Bu güzel organizasyonda emeği geçen ve katkı sunan herkese içten teşekkürler... Aynur Uysal
Yorumlar
Yorum Gönder