ADALET

Türkiye'nin fon ve piyasa manipülasyonu ile tartışmalarının sonucunda milyarlarca lirayı konuştuğu günlerde dün sosyal medyada aç çocukları için kahvaltı çaldı diye kelepçelenen Samsun Canikli bir babanın görüntüleri yeniden günün konusu oldu. Bu olay 2025'te yaşandı. Önce elleri kelepçelenerek karakola götürüldü ve daha sonra serbest bırakıldı. Mesele R.G. (49)'nin kahvaltılık peynir, zeytin, sucuk sosis çalmasından çok öte, Devletimizin bütün huzur bozan, haksız kazanç diye niteleyebileceğimiz olaylar karşısında aynı duyarlılığı göstermesi. Bu iki olayda da kimin daha suçlu olduğundan çok, Devlet Kurumlarının nasıl davrandığıdır. Ayrıca hukuk açısından bunlar zaten farklı olaylar. Bir paket peynir çalan kişinin elleri kelepçelenirken milyarlarca liranın konuşulduğu ekonomik suçlarda ise süreçler çok daha karmaşık, uzun ve görünmez olabiliyor. Adalet yalnızca çalınan şeye mi bakmalı, yoksa toplumdaki eşitsizliğe de bakmalı mı? Bir tarafta bir kaç paket kahvaltılık, diğer tarafta milyarlarca liralık finansal harekler!.. İşte en büyük rahatsızlık burada başlıyor. Ne yazık ki ülkemizde gelir dağılımı sorunu var. TÜİK'in 2024 gelir dağılımı çalışması sonucunda ortaya çıkan istatistiklerde; en zengin % 20, toplam gelirin % 48,1'ni alırken, en yoksul % 20'nin payı ise yalnızca % 6,3. Bu ne demek oluyor, en üst ve en alt % 20 arasındaki gelir farkı 7,7 kat. Maalesef bu iki grup ta aynı ülkede yaşamasına rağmen ekonomik gerçeklikleri aynı değil. Asıl meselenin (çalınan) peynir değil de temel ihtiyaçlara erişim olduğunu görmek zorundayız. TÜRK-İŞ'in (Eylül 2026), yani bir kaç gün önceki hesabına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken sadece gıda harcaması 37.801 TL., yoksulluk sınırı ise 123.130 TL'dir. Bu rakamlara baktığımızda artık marketten alınan (çalınan) bir kaç kahvaltılık ürün sadece bir asayiş haberi olmayıp "gelir dağılımının günlük hayatta nasıl hissedildiğinin resmidir". Şunu da vurgulamakta yarar var. "Yoksulluk hırsızlığı hukuken meşru kılmaz." Bir tarafta milyarlarca liranın döndüğü iddialar, diğer tarafta ise temel gıdaya erişimin mümkün olmadığı günümüzdeki gerçeklik. Finansal soruşturmalarda da iddia kesinleşmiş suç anlamına gelmiyor diye de belirtmek isterim. Ancak bu iki meselenin yanyana getirilmesindeki asıl mesele gelir adaleti veya adaletsizliği. Adalet sadece marketten ürün alan (çalan) kişiyi yakalamakla olmuyor. Eğer piyasayı manipüle eden biri ya da birileri varsa onu da ortaya çıkarmaktır. Belki de en önemlisi, kişilerin temel gıdaya ulaşımında zorlanmadığı ekonomik koşulları yaratmaktır. Çünkü hukuk herkese eşit uygulanmazsa yoksulun işlediği suç küçük gibi algılanır. Daha da acısı, büyük para ile suç işleyenlerin de görünmez algısı ortaya çıkar. Yani adalette kişinin cebindeki paraya göre farklı tavırla hareket edildiği algısı toplumsal kabul görürse toplumun adalet duygusunu yeniden nasıl tesis edebiliriz? En önemlisi de gelir adaletinde bu kadar büyük farkların oluştuğu bir durumda toplumda adalet duygusu nasıl sağlanır diye düşünmeden duramıyorum!.. Adalet sadece suça verilen ceza mıdır, yoksa insanları o suça götüren ekonomik koşullar da adaletin olmazsa olmazı mıdır?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EĞİTİMDE BU GÜN

BİR TUFAN OLURUM

ASIL MESELE